"Yasaklamak değil önlemek marifet" son dakika

Nazlı ŞENTÜRK-ÖZEL HABER Futbolun kökeninde yer alan ‘şiddet’ unsuruna, bazı fanatik taraftarların şiddet ve holiganizm eğilimlerine ve buna yönelik davranış göstermelerine ilişkin olarak konunun sosyolojik ve psikolojik boyutlarını İzmir Bakırçay Üniver...

"Yasaklamak değil önlemek marifet" son dakika

Nazlı ŞENTÜRK-ÖZEL HABER Futbolun kökeninde yer alan ‘şiddet’ unsuruna, bazı fanatik taraftarların şiddet ve holiganizm eğilimlerine ve buna yönelik davranış göstermelerine ilişkin olarak konunun sosyolojik ve psikolojik boyutlarını İzmir Bakırçay Üniver...

"Yasaklamak değil önlemek marifet" son dakika
30 Kasım 2022 - 04:00

sondakikasondakika sondakika sondakika Reklam

Nazlı ŞENTÜRK-ÖZEL HABER

Futbolun kökeninde yer alan ‘şiddet’ unsuruna, bazı fanatik taraftarların şiddet ve holiganizm eğilimlerine ve buna yönelik davranış göstermelerine ilişkin olarak konunun sosyolojik ve psikolojik boyutlarını İzmir Bakırçay Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Talimciler ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nde görev yapan Dr. M. Aybars Akoğlu ele aldı.

Birçok boyutu var

İzmir Bakırçay Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Talimciler, şiddeti ortaya çıkaran birçok boyutun olduğunu belirterek, “Sporun kökeninde şiddet vardır ama bu şiddet özellikle kontrol altına alınmış, kurallara bağlanmış bir şiddettir. Temaslı spor dallarında daha fazla şiddet vardır. Tribün büyüklüğü beraberinde şiddete daha fazla tetikleyici etkide bulunur. Fakat içerisinde bulunduğumuz süreçte, özellikle 1980 sonrasında dünyada yaşanan gelişmeler beraberinde futbol sahalarında şiddetin de farklı biçimleriyle karşımıza çıkmasına yol açmıştır. Yeni bir olgu yavaş yavaş bizim karşımıza çıkmaya başlıyor. Daha önceki taraftar grupları, küresel anlamda yaşanan eşitsizlikler, ekonomik ve siyasal problemler gibi pek çok faktörün kimlik olarak spor sahalarında da gösterilmesi gibi bir durum söz konusu olabiliyor. Bu yüzden artık sadece futboldan bahsetmiyoruz, bununla birlikte örgütlü taraftar grupları ve o taraftar gruplarının ortaya çıkardığı şiddetten bahsediyoruz. Bunun yansımasını, 90’lı yılların sonuna doğru Yugoslavya’nın parçalanmasında gördük. Orada bütün süreci tetikleyen, oynanan karşılaşmayla başladı pek çok şey. Mesela, Dünya Kupası’nda Sırbistan takımının soyunma odasında kullandığı bayrak görseli Kosova tarafına şikayet edildi ve FIFA tarafından uyarıda bulunuldu. Yani, futbol bir anlamda, sadece sahada 11 kişinin oynadığı bir oyun noktasını geçebiliyor. İşin ekonomik, siyasal, ideolojik ve tabii ki kimlik boyutu var. Bu kimlik boyutu da özellikle, futbol sahalarında şiddetin ortaya çıkmasında zaman zaman tetikleyici unsur olarak kullanabiliyor” açıklamasında bulundu.

İzmir Bakırçay Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Talimciler

Farklı yaklaşımlar

Taraftarlar arasında farklı yaklaşımların mevcut olduğuna değinen Talimciler, “İnsanların tribünlere gitme nedenlerinin arasında rahatlama, eğlenme gibi birçok etken var. Taraftarlık derecesine göre sizin oraya gitme nedeniniz, orada verdiğiniz tepkiler değişebiliyor. Daha önce yapmış olduğum çalışmalarda şunu tespit ettim: Kendi takımınızın hem iç sahada hem dış sahada maçlarına giden bir taraftar ile ayda yılda bir ev sahibi oldukları maça giden taraftar aynı şekilde tepki vermiyor. Aynı düzeylerde bağırıp çağırmıyorlar. Çünkü onların aidiyet bilinçleri ve biçimleri farklı gerçekleşiyor. Kimlik üzerinden baktığımızda aslında bunu da görebilirsiniz. Daha fanatik dediğimiz, seyirci, taraftar, fanatik, holigan gibi sınıflandırmalar söz konusu. Bunlar içerisinde de her birinin tribünlerde olan bitene yaklaşımı farklı bir şekilde gerçekleşiyor” diye konuştu.

Bütünsel düşünmek gerekiyor

Toplumsal hayatta yaşanan şiddetin yansımasını futbol üzerinde görebileceğimizi dile getiren Talimciler, “Türkiye’de futbol sahalarında yaşanan şiddetle ilgili olarak genelde yasaklayıcı bir tavrımız var. ‘Keşke Altay taraftarı gitmeseydi, böyle bir olay da çıkmasaydı’ gibi birtakım düşünceler var. Bence mantıklı da değil, önemli olan oraya taraftarın gitmesini yasaklamak değil, taraftar gittiğinde gerekli önlemleri alıp olay çıkmasını engellemektir. Türkiye’de futbol sahalarında yaşanan şiddetle ilgili olarak en büyük problem, sadece maç günü önlem alıp ya da önlem alıyormuş gibi yaparak işi götürmeye çalışmaktır. Giderek hoşgörüsünü, toleransını kaybeden bir ülke konumuna doğru ilerliyoruz. Yaşananlar, şiddetin, toplumsal hayatın içerisinde giderek boy verdiğinin ve daha fazla zarar verecek bir boyuta doğru ilerlediğinin göstergeleridir. Bütün bunları topyekün bir şekilde düşünmemiz gerekiyor. Futbol sahalarındaki şiddet sadece orada ortaya çıkan bir durum değildir. Toplumsal hayatın içerisinde şiddet varsa, bu şiddet bir yerde patlak verir. Futbol sahaları da şiddetin patlak verdiği yerlerden bir tanesidir. Daha görünür yerlerde olduğu için de fazlasıyla konuşulur. Toplumsal hayatın da bir minyatürünü sunar. Oraya bakarak toplumsal hayata karşı pek çok konuyu görebilme şansı elde ederiz” ifadelerini kullandı.

Dr. M. Aybars Akoğlu

Özdeşim nesneleri

İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nde görev yapan Dr. M. Aybars Akoğlu, taraftarların kulüpler ile bir özdeşim kurduğunu vurgulayarak, “Kulüpler bir anlamda insanların özdeşim nesneleri haline geliyorlar. Hayatına anlam katmak isteyen insanlar, spor kulüplerini kendi özdeşim nesneleri haline getirerek bazen var oldukları topluluklarla birlikte gereğinden fazla kişiselleştiriyorlar. Camialara yapılan saldırıları sanki kendi özüne, kendisine yapılmış hakaret, saygısızlık ve saldırganlık olarak algılıyorlar. Bu durum da zaman zaman kendini sınırlamakta zorlanan insanların saldırgan davranışlarda bulunmalarını kolaylaştırıyor. Bu insanları sadece tribünlerde değil, toplumun her aşamasında görebiliriz. Futbol, kitlelere çok kolay ulaşabilen bir alan olduğu için de insanlar futbol sahalarında kendi bireysel patolojilerini şiddet ve saldırganlık olarak yansıtabiliyorlar. Hepimiz bir şeyleri sahipleniyoruz. Bir şeyi çok sevmek demek illa fanatiklik demek değildir. Kulüpler zaman zaman insanların sanki kendinden bir parçaymış gibi bir hale geliyor. Sahadaki başarısızlık sanki kişinin kendi başarısızlığı ya da armasına yapılan bir saygısızlık sanki kendi ailesinden birine yapılmış bir hakaret gibi bir içgüdüye sebep oluyor. Kulüpleri sevmek güzel bir şeydir ama burada üzücü olan iki camiada da sürekli kendi marka değerlerini yükseltebilmek için fedakarlık yapan iyi niyetli çalışanlar var. Bir gecede maalesef hem Altay hem Göztepe camiası tüm Türkiye’de olumsuz bir imgeye sahip oldu. İkisinin de ciddi anlamda marka değeri zedelendi. Sağlıklı sevginin oluşturduğu birikim, sağlıksız sevginin saldırganlığa dönüşmesiyle yıkıldı” şeklinde konuştu.

Sosyolojik farklılıklar

Akoğlu, sosyolojik farklılıkların saldırgan davranışlara dönüşebileceğini belirterek, “Altay takımı alt liglere düştükçe taraftar yapılanmasında büyük değişiklikler oldu. Bu durum Altay kulübü içerisindeki fanatizmin çoğalmasını kolaylaştırdı. Göztepe kulübünde yer alan fanatikler içerisinde ‘Altay kulübü zenginlerin, Alsancak’ta yaşayanların, kendini beğenmişlerin takımı’ denilerek kulübe karşı düşmanlık oluşuyor. Altay takımı da alt liglere düştükçe oluşan ‘Göztepe’deki zenginler’ imajı gibi izlenimler, bir anlamda sosyolojik farklılıklara işaret ediyor ve saldırganlığı kolaylaştırıyor” dedi. 

sondakika

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Günün Başlıkları